Acaba Geçici Evlilik Peygamber (s.a.a)’in Döneminde Var Mıydı?

 

İslam âlimlerinin genelinin ittifakına göre ve hatta daha da ötesi dinin zarureti, İslam’ın başlangıcında geçici evliliğin meşru olduğudur. (Nisa Suresi'nin 24. ayetinde geçen فَمَا اسْتَمْتَعْتُمْ بِهٖ مِنْهُنَّ فَاٰتُوهُنَّ اُجُورَهُنَّ فَرٖيضَةً sözler, mut'a nikâhının hükmünün meşruluğunun kati olduğuyla hiçbir çelişki arz etmez, zira muhalifler hükmün meşruluğunun Peygamber (s.a.a)'in sünnetinden ispat olduğuna inanmaktadırlar.) ve hatta Müslümanlar İslam’ın başlangıcında buna amel etmiş ve Ömer’den nakledilen:

متعتان كانتا على عهد رسول الله و انا محرمهما و معاقب عليهما، متعة النساء و متعة الحج” Peygamber (s.a.a)'in zamanında olan iki mutayı ben haram ettim. Kadın mutasını ve hac mutasını (hac döneminde yapılan bir çeşit mutadır) yapanları cezalandıracağım.”[1] Bu cümle, mutanın Peygamber (s.a.a)’in döneminde olduğuna en açık bir delildir, ama muhalifler bu hükmün sonradan neshedilip haram olduğunu iddia etmektedirler.  

İlginç olan şudur ki muta hükmünün nesh edildiğini iddia ettikleri rivayetler tam anlamıyla muhtelif ve dağınıktır. Bazıları diyorlar ki bu hükmü bizzat Peygamber (s.a.a) kaldırdı, bundan dolayı onun neshedicisi, Peygamber (s.a.a)'in sünnet ve hadisidir. Bazıları, onun neshedicisinin, talak ayeti olduğunu söylemektedirler.  

اِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَاءَ فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ  (Kadınları boşayacağınızda, onları iddelerini gözeterek boşayın) halbuki bu ayetin bizim konumuzla hiçbir alakası yoktur, çünkü bu ayet talak ve boşanmayla ilgilidir. Hâlbuki geçici nikâhta talak yoktur ve tarafların ayrılığı müddetin bitmesiyle gerçekleşir.  

Kesin olan şudur ki bu tür izdivaç Peygamber Efendimiz (s.a.a)'in zamanında kesin olarak vardı ve nesh edildiğine dair elde hiçbir itimat edilecek delil de yoktur. Bundan dolayı usul ilminde kesin olarak sabit olunan hükme göre bu kanunun baki olduğuna hüküm verilmelidir.

Ayrıca Ömer’den nakledilen meşhur cümle de bu hakikate açık bir delildir ki bu hüküm Peygamber (s.a.a)’in zamanında asla nesh edilmemiştir.

Bedihi ve açıktır ki Peygamber Efendimiz (s.a.a)'den başka hiç kimsenin ahkâmı nesh etmeye hakkı yoktur. Sadece o, Allah’ın emriyle bazı ilahi ahkâmları nesh edebilir. Peygamberimiz (s.a.a)'in vefatından sonra nesh kapısı külli olarak kapatılmıştır ve eğer böyle olmasaydı her kes kendi içtihadına göre ilahi ahkâmın bir kısmını nesh eder ve artık ebedi ve daimi olan şeriat adına geriye bir şey kalmazdı. Ve kural gereği Peygamber (s.a.a)'in sözlerinin mukabilinde içtihat, nas mukabilinde içtihattır ve bu da her türlü itibar ve değerden yoksundur.         

İlginç olan şudur ki Ehl-i Sünnet'in meşhur kitaplarından olan Sahih-i Tirmizi ve aynı şekilde “Daru Kutni”de[2] şöyle okumaktayız: Şamlı birisi Abdullah b. Ömer’den temettü haccı hakkında bir soru sordu o cevabında açık bir şekilde şöyle söyledi: “Bu iş helal ve iyidir.” Şamlı tekrar sordu: Senin baban bu işi yasaklamıştır. Abdullah b. Ömer rahatsız bir biçimde şöyle dedi: Eğer babam bu işi yasaklamış olsa ama Peygamber (s.a.a) geçici nikâha izin vermiş ise, acaba Peygamber (s.a.a)'in mukaddes sünnetini bırakıp babama mı tabi olacağım? Kalk ve benim yanımdan uzaklaş![3]

Geçici nikâh hakkında bu rivayetin bir benzerini de yine Abdullah b. Ömer’den Sahih-i Tirmizi’de yukarıda zikrettiğimiz bir biçimde nakledilmiştir.[4] 

Aynı şekilde Rağıb’ın “Muhazarat” kitabında nakledilmiştir ki Müslümanlardan biri geçici nikâh yapmıştı ona bu işin helal olduğunu kimden aldın dediklerinde şöyle demişti: “Ömer’den!” şaşırarak dediler ki: “Bu nasıl mümkün olabilir, çünkü Ömer bu işi yasaklamış hatta cezalandırmakla bile tehdit etmiştir? Dedi ki: Çok doğru, ben de aynı bu yönden diyorum, zira Ömer diyordu ki: “Peygamber (s.a.a) onu helal etmiş, ben ise haram ediyorum.” Ben onun meşruluğunu Peygamber Efendimiz (s.a.a)'den almaktayım, ama onun haramlılığını hiç kimseden kabul etmiyorum![5]

Burada hatırlatılması gerekli olan bir diğer konu ise bu hükmün neshedildiğini iddia edenler önemli sorunlarla karşı karşıyadırlar:

İlk olarak birçok Ehl-i Sünnet kaynağında açık bir şekilde bu hükmün Peygamber Efendimiz (s.a.a)'in zamanında asla nesh olmadığıdır, bilakis Ömer zamanında onun yasaklandığı şeklinde geçmektedir. Bundan dolayı nesh iddiasında bulunanlar, bu rivayetlerin hepsine verebilecek bir cevap bulmalıdırlar. Bu rivayetlerin sayısı yirmi dört tanedir. Allame Emini (r.a) bu rivayetleri “El Gadir” kitabının altıncı cildinde açıklamalı olarak getirmiştir. Biz burada bunlardan iki tanesini numune olarak zikredeceğiz:

1- Sahihi Müslim’de Cabir b. Abdullah Ensari’den şöyle nakledilmiştir: “Bizler Peygamber (s.a.a)’in zamanında sade bir şekilde geçici nikâh yapardık. Bu konu Ömer’in “Amr b. Heris”i bu işten (külli olarak) engellemesine kadar devam etmiştir.[6]  

Başka bir hadis de Malik’in “Muvatta”, Beyhaki’nin “Sünen-i Kübra” adlı kitaplarında “Urve b. Zubeyr’den şöyle nakledilmiştir: “Ömer’in zamanında Huvle Bint-i Hekim adında bir kadın Ömer’in yanına gelerek “Rabia b. Umeyye” adında Müslümanlardan birinin muta yaptığını söyledi. Bunun üzerine Ömer şöyle dedi: Eğer önceden bu işi yasaklamış olsaydım şimdi onu recm ederdim! (Ancak şimdi bu işten onu sakındıracağım.)[7]

İbn-i Rüşt Endülüsü’nün kaleme aldığı Bidayetu’l Müctehidin kitabında da Cabir b. Abdullah Ensari’den şöyle nakledilmektedir: “Geçici nikâh bizim aramızda Peygamber (s.a.a)’in zamanında, Ebu Bekir’in hilafetinde ve Ömer’in halifeliğinin bir kısmında uygulanmaktaydı, sonradan Ömer onu yasakladı."[8]

Başka bir sorun ise şudur: Bu hükmün Peygamber (s.a.a)'in zamanında nesh olduğuna dair rivayetler oldukça karışık ve birbirleriyle çelişki arz etmektedir. Bazıları Hayber Savaşı'nda, bazıları Mekke’nin Fethi'nde, bazıları Tebuk Savaşı'nda ve bazıları da Evtas Savaşı'nda yasaklandı demektedirler. Bundan dolayı nesh rivayetlerinin tamamının uydurulmuş olma ihtimali akla gelmektedir, çünkü birbirleriyle oldukça çelişki arz etmektedirler.  

Anlattıklarımız ışığında el- Menar tefsiri yazarının, “Biz önceden el- Menar tefsirinin üçüncü ve dördüncü cildinde muta nikâhının Ömer tarafından yasaklandığını açıklamıştık, ancak sonradan elimize geçen haberler, bunun Peygamber (s.a.a)’in zamanında nesh olduğuna işaret etmektedir. Bundan dolayı önceden yazdıklarımızı düzeltiyor ve onlardan dolayı istiğfar ediyoruz.” şeklindeki sözlerinin ne kadar şiddetli bir taassupçu yaklaşım olduğunu göstermektedir. Çünkü bu hükmün Peygamber (s.a.a)'in zamanında nesh olduğuna dair bir biriyle çelişkili olan bu rivayetlerin aksine açık ve net bir biçimde bu hükmün Ömer’in zamanına kadar devam ettiğine dair delalet eden birçok rivayet vardır. Bundan dolayı ne özür dileme yeridir[9] ve ne de istiğfar! Yukarıda anlattıklarımız ise, deliller birinci görüşün doğru olduğu ve ikinci görüşün doğru olmadığına işaret etmektedir.

Söylenmeden de aşikârdır ki, ne “Ömer” ne de başka hiç kimse hatta Peygamber (s.a.a)'in gerçek halifeleri olan Ehl-i Beyt İmamları (a.s) bile Peygamber (s.a.a)'in zamanında olan hükümleri nesh edemezler ve usulen Peygamber (s.a.a)'in vefatından ve vahiy kapısının kapanmasından sonra bunun bir mefhumu yoktur. Ömer’in sözünü onun içtihadına yoranlara gerçekten şaşmak gerekir, zira nassın mukabilinde içtihat mümkün değildir.[10]     

180 Soru ve Cevap; Ayetullah Mekarim Şirazi



[1] - Kenzu’l İrfan, c. 2, s. 158 – bu hadis Kurtubi ve taberi tefsirlerinde de bu cümleye benzer bir biçimde nakledilmiştir. Sünen-i Beyhaki, c. 7 de nikâh babında bu hadis gelmiştir.    

[2] - Kurtubi Tefsiri, c. 2, s.762; Bakara Suresi, 195. ayetin açıklamasında.

[3] -Ömer’in yasakladığı hac mutasından maksat, temettü haccından sarfı nazar etmektir. Temettü haccı da şöyledir: Kişi, ilk önce ihrama girmeli ve “umre” amellerini yaptıktan sonra ihramdan çıkarak (cinsi ilişki de dâhil olmak üzere her şey caiz olmaktadır) sonra tekrar ihrama girmeli ve hac amellerini Zilhicce ayının dokuzuna kadar yapmalıdır. Cahiliyet döneminde bu işi caiz bilmezlerdi ve hac döneminde birisinin Mekke’ye gelerek ve henüz hac amellerini yerine getirmeden umre yaparak ihramdan çıkmalarına şaşırırlardı, ancak İslam bu konuya açık olarak izin vermiş ve Bakara Suresi'nin 186. ayetinde bu konuya değinmiştir.

[4] -Şerh-i Lum’e, c. 2 Nikâh Kitabı 

[5] -Kenzu’l İrfan, c. 2, s. 159 (dipnot)

[6] -el- Gadir, c. 6, s. 206

[7] -el- Gadir, c. 6, s. 210

[8] - Bidayetü’l Müçtehid, Nikâh kitabı

[9] - El Menar Tefsiri, c. 5, s. 16

[10] - Tefsir-i Numune, c.3, s. 337



Son haberler
 
Copyright © 2009 The AhlulBayt World Assembly . All right reserved