Hayatın Sonu



Hayatın inişli ve çıkışlı caddesi, hayat meydanı, hareket ve faaliyet sahası, emeller, arzular, sonunda ölüm ve insanın yüce ahiret âlemine intikali; hayatının ürünleri, ahlâk, amel ve inançlarının meyvesiyle karşılaşmak içindir.
Kur’ân-ı Kerim kadın ve erkekten hayatta oldukları müddetçe, dünya ve ahiretteki işlerinin sonunu düşünmelerini istemektedir ve de ahiret için ne azık hazırladıklarına bakmalarını söylemektedir.
“Herkes yarına ne hazırladığına baksın.”[717]
Hayat sona ermeden önce, çok çok önemli olan bir mesele de malın üçte biri hakkında şer’i bir vasiyet yazmaktır. Bu da insan öldükten sonra Allah’ın kendisine bir rahmeti ve lütfüdür. Mümin kimsenin vasisi, malın üçte birini ayırmalı, vasiyetnamede belirtilen yerde harcamalıdır.
Vasiyet, bütün peygamberlerin, velilerin ve imamların teveccüh ettiği bir şeydir. Onlardan hiç kimse, vasiyetsiz dünyadan ayrılmamıştır. Vasiyet, Allah-u Teâlâ’nın mübarek Bakara suresi, 180. ayetinde buyurduğu bir emri ve Allah Resulü'nün ümmetine ve masum imamların da şialarıne emrettiği bir husustur.
“Birinize ölüm geldiği zaman, eğer hayır (mal) bırakıyorsa, ana babaya, yakınlara, uygun bir tarzda vasiyet etmesi muttakilere bir hak olarak size yazıldı.”[718]
Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Vasiyet her Müslüman’ın üzerinde bir haktır.”[719]
Hakeza Allah Resulü şöyle buyurmuştur: “Müslüman bir kimse için başının altında vasiyeti olmaksızın bir gece uyuması yakışmaz.”[720]
Hakeza Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Herkim vasiyette bulunarak ölürse Allah Resulü’nün sünneti üzere dünyadan göçmüştür. Ölümü takva, şahadet ve Hakk’ın mağfireti üzeredir.”[721]
Vasiyetle çok az amel edildiği, bir takım kanunların, vasinin elini kolunu bağladığı, canından usandırdığı ve varislere diz çöktürdüğü ilginç ve garip günümüzde; insanın kendi vasisi olması ve ölümünden sonra yapmasını istediği şeyleri bizzat yapması çok güzel bir davranıştır. İnsan şu anda hayatta olduğuna göre bir malı ve mülkü varsa, hayır yolunda, örneğin kız ve erkeklerin evliliğine ortam sağlamak, yetimlerin harçlığını vermek, okul yapmak, cami yapmak, yol yapmak, fakir kimseler için ev yapmak gibi işlere teşebbüste bulunmalıdır. Bu durumda ölümden sonra da bir nasip elde edecektir. İmam Ali (a.s) insana şu anlamlı tavsiyede bulunmuştur: “Ey Âdemoğlu! Malın hususunda kendi vasin ol ve senden sonra yapılmasını tercih ettiğin şeyi malın hakkında kendin yap.”[722]
“Kendi mezarına bir hayat belgesi gönder
Senden sonra kimse göndermez önceden gönder.”

Velhasıl, kendinizden sonra bırakacağınız bir malın helal olmasına dikkat ediniz. Zira haram mal miras olmaz. Malın üçte birini ölümünüzden sonrası için vasiyet etmeyiniz. Çünkü etkili değildir. Vasiyetinizi malın diğer üçte ikisini bölüştürme hususunda Kur’ân-ı Kerim ayetlerine göre düzenleyiniz ki varislere bir zulüm yapılmış olmasın. Vasi ve varislerin de Kur’ân-ı Kerim üzere düzenlenmiş vasiyetnamesi üzere hareket etmesi farzdır. O vasiyetnamenin icra edilmesi ibadettir. Hem ölü, hem de vasiyetnameyi icra edenler için büyük bir sevap vardır.

Varislerin mirası bölüştürmeden önce, humus, kadının mehriyesi ve şahısların alacağı ile ilgili borçları varsa, ödemeleri ve ölünün zimmetinde hac varsa, hac parasını vermeleri farzdır. İçinde Allah’ın ve insanların haklarının olduğu bir malı kullanmak, varisler için haramdır ve de Allah’ın azabına neden olmaktadır.

Miras bölüştürmesinde ölünün, karısı, babası, annesi, kızının ve oğlunun haklarına Allah’ın kitabı esasınca riayet edilmelidir. Eğer bunun dışında bir şey yapılacak olursa, Allah’ın sınırlarını çiğnemek olur ve de ceza ve azabı gerektirir.

Mirası bölüştürme işinde ilmihallere veya fıkıhta uzman bir âlime müracaat ediniz ki her şeyi Hak Teâlâ’nın kanunları esasınca yapılsın ve ölünün ruhu bu amelden dolayı mutlu olsun.

Geride kalanlar da şu anlama dikkat etmelidir ki ölen kimse, hayatı zamanında can veya kalbiyle gece gündüz, sizlerin işlerini idare etmek için zahmet çekmiş, her türlü meşakkate tahammül etmiş, nice defa bu yolda bir takım mali günahlara bulanmıştır. O halde onu unutmayınız, onun için namaz kılınız, oruç tutunuz, sadaka veriniz. Kul haklarını ödeyiniz, hayırlı işler yapınız. Özetle mümkün olan her şekilde onun bağışlanması ve ruhunun şad olması için özellikle cuma gecelerinde, ramazan ve şaban aylarında onu hatırlayınız. Böylece siz öldükten sonra da çocuklarınız sizi hatırlayacaktır. Bazen mezarlıkların yanına gidiniz. Hak Teâlâ onların ruhuna, sizinle ünsiyet kurmasına izin vermektedir. Bu da onların berzah âleminde sizlere dua etmesine neden olmaktadır. Dostlarımdan biri şöyle diyordu: “Bir sorunla karşılaştığı zaman, hemen Tahran’dan Kum’a giden ve bir saat anne ve babasının yanında oturan bir dostum vardır. Onlar için fatiha okumakta, dua etmekte ve sadaka vermektedir ve onlardan kendisine dua etmelerini istemekte, daha sonra da Tahran’a dönmektedir.

Tecrübe de ettiği gibi anne ve babasının duası onun ardıca gelmekte ve o gün akşam güneşi batmadan önce işlerindeki sıkıntıları, kendiliğinden hallolmaktadır.

Anne ve babanın canından fedakârlık ederek, çocuklarının hayatını temin ettikleri ve onların mutluluklarını sağladıkları halde, öldükten sonra çocuklarının onu anmamaları, onların bağışlanması için hiçbir şey yapmamaları asla doğru değildir.

[717]- Haşr, 18
[718]- Bakara, 180
[719]- Mizan’ul-Hikmet, c. 10, s. 494- 495
[720]- a. g. e.
[721]- a. g. e.
[722]- Nehc’ül-Belâğa, 254. hikmet
islam’da aile düzeni
Son haberler
 
Copyright © 2009 The AhlulBayt World Assembly . All right reserved