Hz Zeynep'e (s.a) Dair


 

Annesi Hz. Fatıma (s.a) 
 
Babası  İmam Ali (a.s)
 
Hicretin 5. senesinde,
 
5 Cemaziyülevvel'de[1]
 
Medine'de dünyaya geldi.
 
 

Akilet-u Benî Haşim (Haşimoğullarının zekî kadını), Alime Gayru Mualleme (kimseden ders almadan bilen), Muvassaka (güvenilir), Arife, Alime, Muhaddise (hadis rivayet eden), Fazıla (üstün), Kâmile, Abidet-u Âl-i Ali (Ali hanedanının abit kadını), başlıca lakaplarındandır. Hayatı boyunca dedesi Resul-u Ekrem'den (s.a.a), babası İmam Ali'den (a.s) ve annesi Hz. Fatıma'dan (s.a) hadis nakletmiştir. İffeti, cesareti, ilmi, güzel ahlakı, hitabesi, fesahat ve belagatıyla da meşhurdur.

Hz. Zeynep[2] Hayatını hicretin 17. senesinde amcazadesi Abdullah b. Cafer (Cafer-i Tayyar'ın oğlu) ile birleştirdi ve ondan Muhammed, Avn, Ali ve Ümmü Kulsum adlarında dört çocuk dünyaya getirdi.[3] Muhammed ve Avn, Kerbela faciasında İmam Hüseyin'le birlikte şehit edildiler. Eşi Abdullah b. Cafer'in o sıralar 72 yaşlarında olduğu ve yaşlılığından dolayı Hüseynîlere katılamadığı rivayet edilmiştir.

İmam Hüseyin (a.s) Medine'den hareket ettiğinde Muhammed ve Avn, babalarının yanında kalmışlardı. Abdullah b. Cafer, bir müddet sonra onların tehlikeye doğru gitmekte olduklarını sezinleyerek İmam Hüseyin'i Kûfe'ye gitmemesi üzere ikna etmeleri için Muhammed ve Avn'i yazdığı bir mektupla arkalarından gönderdi. Oğulları, Hüseynîler henüz Kûfe'ye varmadan onlara yetişerek babalarının yazmış olduğu mektubu İmam'a ulaştırdılar. Mektupta kısaca şöyle yazılıydı:

"...Mektubum elinize geçer geçmez Allah aşkına yolculuğunuzu yarıda keserek geri dönün. Kötü şeylerin olacağına ve sizin öldürüleceğinize dair içimde garip bir his var. Eğer size bir şey olursa yeryüzü karanlığa boğulur. Zira, bugün halk bir yerlere gidip gelebiliyorsa bu, sizin ışığınız sayesindedir; halkın ümidi, size olan imanlarıdır. O halde seferini tamamlamada acele etme, ben de bu mektubun ardından kendimi size ulaştırmaya çalışacağım."[4]

Abdullah b. Cafer mektubunun ardından İmam'ı Mekke'ye geri getirebilmek için uğraştı. Zamanının Mekke valisi Amr b. Said b. As'la görüşerek "döndüğü takdirde Mekke'de güvende olacağına" dair İmam Hüseyin'e bir mektup yazmasını istedi. Amr b. Said, Abdullah'a dilediği her şeyi yazması ve mektubunu kendi mührüyle mühürlemesi konusunda yetki verdi. Ancak Abdullah, daha ikna edici olabilmesi için mektubun, valinin kardeşi Yahya b. Said tarafından gönderilmesini istedi. Amr onun bu teklifini de kabul edip kardeşi Yahya'yı Abdullah ile birlikte gönderdi. Hüseynî kervana ulaştıklarında mektubu İmam'a göstererek geri dönmelerini istediler. Fakat İmam, onların bu isteklerini reddederek şöyle buyurdu:

"Ceddim Resul-u Ekrem'i rüyamda gördüm; bana yapmam gereken bir vazifeyi yerine getirmemi emretti. Sonucu ister yararla bitsin, ister zararla; onu mutlaka yerine getirmeliyim!"

Resul-u Ekrem'in neyi emrettiğini sorduklarında İmam şöyle cevap verdi:

"Bunu kimseye söylemedim ve Allah ile mülakat edinceye kadar da kimseye söylemeyeceğim!"[5]

Abdullah b. Cafer, İmam'ın bu sözlerinden onun dönmeye niyeti olmadığını anlayınca Muhammed ve Avn'e dönerek İmam'ın yanında kalmalarını ve onu korumak için ellerinden geleni yapmalarını tembihledi.[6] Daha sonra vedalaşarak yanlarından ayrıldı.

Muhammed ve Avn'in şehadet haberleri Medine'ye ulaştığında daha önce azat ettikleri kölelerinden Ebu Selasil gözyaşlarıyla Abdullah'a gelerek şehadetlerinden dolayı duyduğu üzüntüyü dile getirdi ve tüm bunların İmam Hüseyin'in yüzünden olduğunu söyledi. Abdullah, çocuklarının şehadetini duyar duymaz "İnna lil