• Tarih: 2010 Haziran 25

Acaba başka dinler de hak mıdır?


           

 

Soru

 

Eğer İslam başka dinlerin nesh edicisi ise (İslam’ın doğuşu ile diğer dinler batıl olmuşsa), niçin Kur’an’ın bazı ayetlerinde Müslüman, Yahudi, Hıristiyan ve diğer dünya fert ve milletlerini de kapsayacak şekilde Allah’a iman etmeleri ve iyilik yapmaları durumunda kurtuluş ehli sayılmış ve “Bu kimleler için kıyamet gününde korku yoktur” diye buyurmuştur? Acaba bu tür ayetlerden, dünya milletlerinin hepsi ve hatta İslam’ın doğuşundan sonra bile zikredilen şartları taşımaları kaydıyla kurtuluş ehli oldukları ve henüz onların dinlerinin doğru ve muteber olduğu anlaşılmıyor mu?

 

Cevap

 

Öncelikle söz konusu ayetlerin metnini zikredip sonra bu ayetlerin tecziye ve tahlilini yapmamız gerekir.

 

“Şüphesiz inananlar, Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sabiiler(den) Allah’a ve ahiret gününe inanan ve iyi iş(ler) yapanlara, Rableri katında mükâfat vardır; onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.”[1]

 

“İnananlar, Yahudiler, Sabiiler ve Hıristiyanlar(dan) Allaha ve Ahiret gününe inanan ve iyi işler yapanlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.[2]

 

“İnananlar, Yahudiler, Sabiiler, Hıristiyanlar, Mecusiler Allah’a ortak koşanlar ... Allah kıyamet günü bunlar arasında hüküm verecektir. Şüphesiz Allah, her şeye şahittir!”[3]

 

İlk etapta bu ayetlerden, söz konusu dinlerin tabileri Allah’a, kıyamet gününe iman ederek iyi işlerde bulunurlarsa kurtuluşa ereceklerdir ve netice itibariyle henüz diğer dinler nesh edilmemiştir ve beşere sunulan İslam dini diğer dinleri nesh etmiştir, anlamında değil, aksine önceki dinlerine tabi olan herkes Allah’a giden yolu takip etmiş olacak ve beşer istediği herhangi bir yolla bu hedefe ulaşabilir ve İslam gibi özel bir şeriata tabi olmalarına gerek yoktur gibi bir düşüncenin tasavvur edilmesi mümkündür. Zira bu ve bunun gibi düşünceler, Kur’an alanında yüzeysel incelemeler yapan kimseler tarafından defalarca ortaya konulmuştur.

 

Ne var ki bir ayeti tefsir ederken diğer ayetleri görmezlikten gelerek başla ayetlerden bağımsız düşünemeyeceğimizi dikkate almamız gerekir. Zira bir ayetin anlamının keşfedilmesi, nüzul sebebinin yanında, önceki ve sonraki ayeti ve Kur’an’ın diğer ayetlerini de nazarda tutmamız elzem bir iştir.

 

 

 

Eğer İslam’ın zuhurundan sonra diğer dinler resmiyetini korumuş olsaydı İslam şeriatı adında bir din olmaz ve İslam Peygamberi (s.a.a)’nin başka dünya milletlerinin önderlerine davet mektubu yazarak kendi ayinini cihan şümul bir din olarak tanıtmasının anlamı kalmazdı.

 

Peygamber (s.a.a)’in peş peşe gönderdiği davet mektupları ve kendi zamanında Müslümanların Ehl-i Kitap’la zorunlu savaşları; Peygamber (s.a.a)’den sonra büyük İslam önderlerinden bize ulaşan sözleri İslam’ın zuhuruyla önceki peygamberlerin görevlerinin bittiğini ve artık İslam’dan başka bir dinin ve İslam Peygamberi’nden başka bir peygamberin olmadığı ve bundan sonrada olmayacağını haber vermektedir.

 

Şimdi ayetlerin hedefinin ne olduğuna bakalım

 

Zikredilen ayetler birisi icmali ve diğeri ise uzun açıklamayı gerektiren iki hakikati açıklar.

 

1- Yahudi ve Hıristiyanlar gerçekten de Allah’a ve kıyamet gününe iman etmiş ve şekilciliği bir kenara bırakmış olsalardı tıpkı Tevrat, İncil ve başka semavi dinlerin emrettiği gibi İslam Peygamberi (s.a.a)’ne inanırlardı. Zira Tevrat ve İncil İslam Peygamberi (s.a.a)’nin geleceğini müjdelemiş ve onların kendi evlatlarını tanıdıkları gibi Peygamber’in alametlerini tanıdıklarını bildirmiştir.

 

Daha ilginci Kur’an-ı Kerim bu hakikati Maide Suresi’nde dile getirerek şöyle buyurmuştur: “De ki: “Ey Kitap ehli, siz Tevrat’ı, İncil’i ve Rabbinizden size indirileni uygulamadıkça bir esas üzerinde değilsiniz.”[4]

 

Semavi kitapların uygulanması, bu kitapların içeriğine amel edilmesi anlamında olduğunu söylemeye gerek yoktur; Peygamber Ekrem (s.a.a)’in cihan şümul nübüvvetine ve kıyamete iman etmek, hem Kur’an’ın defalarca tekrar ederek işaret ettiği ve hem de bu semavi kitapların muhtevalarında geçen konulardan bir tanesidir. Gerçekten de onlar Allah’a ve kıyamet gününe iman etmiş olsalardı, bizzat kendi kitapları olan “Ahdeyn’in (İncil ve Tevrat)” öğretilerinde yer alan İslam Peygamberi (s.a.a)’nin cihan şümul bir peygamber olduğuna da iman ederler ve bu durumda Müslüman olur ve kesinlikle ödüllendirilirlerdi.

 

Özetle: Allah’a ve kıyamet gününe iman etmek, semavi kitapların öğretilerinde yer alan İslam Peygamberi (s.a.a)’nin evrensel bir peygamber olduğuna iman etmekten ayrı bir şey değildir ve böyle bir imana sahip olan bir kimse artık Yahudi ya da Hıristiyan değil, Müslüman bir kimse olacaktır.

 

2- Bakara Suresi’nde söz konusu edilen ayetten önceki ayeti dikkate alırsak, bu ayetin önceki peygamberlerin zamanında gerçekten Allah’a ve kıyamet gününe iman eden ve kendi semavi kitaplarının emirlerine amel eden bir grup Ehl-i Kitap’la alakalı olduğu aydınlığa kavuşur. Bunların karşısında tevhit caddesinden dışarı çıkan ve buzağıya tapınan ve Hz. Musa’ya, “Allah’ı gözlerimizle görmediğimiz sürece ona iman etmeyeceğiz” diyecek kadar arsız ve küstahlaşan grup yer alır. İsrail oğulları ahmakça davranışlarından dolayı Allah’ın gazabına uğramış ve söz konusu edilen bir önceki ayette de bu hakikate işaret edilerek şöyle buyrulmuştur: “Üzerlerine alçaklık ve yoksulluk damgası vuruldu; Allah’ın gazabına uğradılar. Öyle oldu çünkü onlar, ayetlerini inkâr ediyorlar ve haksız yere peygamberleri öldürüyorlardı.”[5]

 

Bu ayette Allah-u Teâlâ yanlış anlamayı kaldırıp gerçekten de Allah’a ve kıyamet gününe iman eden ve salih amellerde bulunan Ehl-i Kitap’ın hesabını ayrı tutmuş ve bu kimselerin kıyamet günü kurtuluş ehli olduğunu ve üzülüp perişan olmayacaklarını dile getirmiştir.

 

Bu surette zikredilen ayet önceki asırlarda yaşayan ve İslam Peygamberi (s.a.a)’nden önce ölen ve Peygamber’in risalet asrıyla hiçbir alakası olmayan Ehl-i Kitap’a has olacaktır.

 

Ayetin nüzul sebebi de bu konuyu tamamen açıklığa kavuşturur; zira Kur’an’ın inmesi ve Peygamber’in risaletinden sonra Müslümanlardan bazıları, sadece gerçek kurtuluş ve hak yol İslam ise o halde geçmiş dinlere tabi olan dede ve ecdatlarımızın hali ne olacak şeklinde düşünmeye başlamışlardı.

 

Bu anda ayet nazil oldu ve kendi asrında Allah’a, peygambere ve kıyamet gününe iman ederek salih amellerde bulunan herkesin resmen kurtuluşa ereceği ve onlar için bir korku ve hüznün olmayacağı ilan edildi.

 

Selman Farisi ashabıyla oturan Peygamber (s.a.s)’in yanına gelerek: Rahiplerin hepsi senin geleceğin günü iple çekiyorlardı ama ne yazık ki seni görmeden öldüler.

 

Bu esnada birisi Selman’a: Onların hepsi ateş ehlidir dedi. Bu Selman’ın çok ağırına gitmişti. İşte bu anda söz konusu edilen ayet nazil oldu ve geçmiş hak dinlere hakiki imanı olan – her ne kadar Peygamber’i görmemiş olsalar da –kimselerin kurtuluş ehli olacağı belirtildi.

 

Özetle: İslam Peygamberi (s.a.a)’nden önce kendi asrının hak ilkelerine derin imanı olan kimseler, kıyamet gününde kurtuluş ehli olacaklardır.

 

Bu durumda söz konusu ayetin “bütün dinlerin takipçileri kurtuluş ehlidir” gibi yanlış fikirlerle hiçbir irtibatı yoktur ve bu gibi tefsirler Kur’an’ın anlamından habersiz kimselerin bu ve benzeri ayetleri yanlış yorumlamalarından başka bir şey değildir.

 

Bununla birlikte Hac Suresi’nin 17. ayetinin bu iddialarla hiçbir irtibatı yoktur ve bu ayetin anlamı Allah-u Teâlâ’nın kıyamet günü çeşitli milletler ve dinler arasında hükmetmesinden başka bir anlam taşımadığı gibi, kıyamet günü dünya dinlerine tabi olan kimselerin hepsinin kurtuluş ehli ve hak din üzerine olduklarını da içermez.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mezhebi soru ve cevaplar, Ayetullah Mekarim Şirazi ve Ayetullah Cafer Subhani   



[1] Bakara Suresi/62.

[2] Maide Suresi/69.

[3] Hac Suresi/17.

[4] Maide Suresi/69.

[5] Bakara Suresi/61.



  • Sayı(0) AvgRating
    0 0 0 0 0
    İmtiyazınız
    Ad:


    Soyad:


    Yorum:
          Yorum Listesi
Copyright © 2009 The AhlulBayt World Assembly . All right reserved

Fatal error: Exception thrown without a stack frame in Unknown on line 0