Yüklemede
 
 
 
  • Tarih: 2012 Jan 07

EHL-İ SÜNNET KİTAPLARI VE İMAM HÜSEYİN' E (A.S) AĞLAMAK -1-


           

EHL-İ SÜNNET KİTAPLARI VE İMAM HÜSEYİN' E (A.S) AĞLAMAK

           

 

1- Hz. Resul-i Ekrem (s.a.a):

 

“Ben sizlerin içinde iki değer biçilmez şey bırakıyorum, bunların biri diğerinden daha büyüktür; benden sonra bunlara sarılırsanız sapıklığa düşmez-siniz. Bunlardan biri Allah ipi mesabesinde olup gökten yere uzatılmış Allah’ın kitabı Kur’an’dır, diğeri ise itretim olan Ehl-i Beyt’imdir. Benden sonraki bu iki halefime nasıl davranacağınıza bakın.”

 

2- Resul-i Ekrem (s.a.a):

 

“Allah-u Teâla cenneti, benim Ehl-i Beyt’ime zulüm ve ihanet edenlere, sövenlere, onlarla savaşanlara ve itretimi inciterek bana eziyette bulananlara haram kılmıştır.”

 

3- Enes ibn-i Malik, Resulullah’ın (s.a.a) ona şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:

 

“Ey Enes, Allah bu gece bana Kevser’i ata etti (bağışladı); uzunluğu altı yüz yıllık bir mesafe, genişliği ise doğu ve batının genişliği kadardır. Benden önce (ya Enes) kimse ondan içemez. Bana verdiği ahdi bozarak sözünde durmayanlar, itretimi korkutan ve Ehl-i Beyt’imi öldürenler Kevser havuzunun suyundan içemezler.”

 

4- Hz. Resul-i Ekrem (s.a.a):

 

“Her kim benim gibi yaşamak, ölümüm gibi ölmek ve Allah’ın bana vadettiği Adn cennetine girmek istiyorsa, benden sonra Ali’yi kendine veli edinsin, dostunu dost edinsin ve benden sonraki imamlara uysun. Onlar benim toprağımdan yaratılmış, ilim ve düşünceden rızıklanmış  hanedanımdırlar.

 

Ümmetimden onların üstünlüklerini inkâr edenlere ve akrabalık bağımı onlar hakkında gözetmeyenlere yazıklar olsun ve Allah benim şefaatimi onlara nasib etmesin.”

 

5- Sünen-i ibn-i Mace kitabında İbn-i Mes’ud’dan şöyle rivayet edilmiştir:

 

“Bir gün ashapla Resul-i Ekrem’im yanına gittiğimizde, Resulullah (s.a.a) sevinç dolu güler bir yüzle bizlerin yanına geldi ve bizlerle konuşmaya başladı. Sorduğumuz her soruyu tam bir itina ile cevaplıyordu. Bu sırada Resulullah’ın gözü oradan geçen ve içlerinde Hasan ile Hüseyin’in de bulunduğu Beni Haşim gençlerinden bir gruba ilişti. Onları görür görmez gözleri yaşardı ve ağlamaya başladı. “Ya Resulallah, size birden ne oldu, yüzünüzde üzüntü belirtileri yoktu, halinizin değişmesinin sebebi nedir?” diye sorduğumuzda, şöyle buyurdu:

 

“Biz öyle bir Ehl-i Beyt’iz ki Allah, dünyaya karşı bizim için ahireti seçmiştir. Bilin ki, benden sonra Ehl-i Beyt’im ölüm, sürgünlük, dağınıklık ve çeşitli belalarla karşılaşacaktır...”

 

6- Hz. Resul-i Ekrem (s.a.a):

“Hüseyin bendendir ben de Hüseyin’den, Hüseyin’i seveni Allah sever. Hüseyin Peygamber torunlarından bir torundur.”

 

7- Selman-i Farisi, Resul-i Ekrem’in (s.a.a) şöyle buyurduğunu nakletmiştir.

 

“Hasan ve Hüseyin benim çocuklarımdır; onları seven beni sever, beni sevense Allah’ı sever; Allah’ı seveni de Allah cennete koyar. Onlara buğzeden bana buğzeder, bana buğzeden Allah’a buğzeder, kendisine buğzedeniyse Allah, cehenneme atar... Bunlar benim ve kızımın çocuğudurlar. Allah’ım, ben onları severim, sen de onları ve onları sevenleri sev.”

 

8- İbn-i Ebi Ziyad şöyle rivayet etmiştir:

 

“Bir gün Resul-i Ekrem (s.a.a), zevcesi Ayşe’nin evinden çıkıp, kızı Hz. Fatıma’nın (a.s) evinin önünden geçerken oğlu İmam Hüseyin’in ağladığını duydu. Cenab-ı Fatıma’ya (a.s) “Bilmez misin ki Hüseyin’in ağlayışı beni incitir.” diye buyurdu.”

 

9- Ayşe, Resulullah’ın (s.a.a) şöyle buyurduğunu nakletmiştir:

 

“Bir gün asla yanıma gelmeyen bir melek ziyaretime gelerek, “Senin bu oğlun Hüseyin öldürülecektir, istersen onun öldürüleceği yerin toprağını sana göstereyim.” dedi. Daha sonra elini uzatarak (kan rengi) kırmızı bir toprak çıkartıp bana gösterdi.”

 

10- İbn-i Abbas, Allah Teâla’nın Resulullah’a (s.a.a) şöyle vahyettiğini naklediyor:

 

“Yahya ibn-i Zekeriyya’nın kanı için yetmiş bin kişi öldürdüm; Hüseyin’in katli içinse bunun iki misli kişi öldüreceğim.”

 

 

11- Celaleddin Siyutî, İbrahim ve Zeyd ibn-i Ziyad’dan nakletmiştir ki:

 

“Gökyüzü yalnız Hz. Yahya peygamber (a.s) ve İmam Hüseyin (a.s) için ağladı. Ağlaması ise onda bulunan kırmızılıktır. Hz. Yahya (a.s) öldürül-düğünde, gökyüzü kırmızılaştı ve gökten kan damladı; Hz. Hüseyin (a.s) de öldürüldüğünde, gökyüzü kırmızılaştı.”   

 

12- İmam Cafer ibn-i Muhammed (a.s):

 

“Hz. Hüseyin’in (a.s) kabri etrafında dört bin melek (bir başka rivayete göre ise yetmiş bin melek) toza bulanmış ve mahzun bir halde kıyamete kadar Hz. Hüseyin’e (a.s) ağlayacaklar.”

 

13- Esma bint-i Ümeys şöyle naklediyor:

 

“Ben Fatıma (a.s) oğulları Hasan ve Hüseyin’in ebesiydim. Hz. Hasan dünyaya geldiğinde... (Hz. Hasan’ın (a.s) doğumu ile ilgili bir kaç şeyi dile getirdikten sonra şunları ekliyor:)

 

Hz. Hüseyin (a.s) dünyaya geldiğinde, Resulullah (s.a.a) yanıma gelerek “Ey Esma, çocuğumu bana getir.” diye buyurdu. Ben Hüseyin’i beyaz bir kundağa sararak Resulullah’a (s.a.a) verdim. Resul-i Ekrem (s.a.a) sağ kulağına ezan, sol kulağına ikamet okuduktan sonra, Hüseyin’i bana verdi ve ağlamaya başladı.

 

Esma diyor ki: “Resulullah’a (s.a.a) “Anam, babam sana feda olsun ey Allah’ın Resulü, ağlamanızın sebebi nedir?” diye sorduğumda, alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber “Bu çocuğuma (ağlıyorum)” diye cevap verdi. “Bu çocuk dünyaya daha yeni geldi” diyen Esma’ya, Hz. Peygamber “Ey Esma, bu yavrumu zalim ve azgın bir grup öldürecektir. Allah-u Teâla benim şefaatimi onlara nasib etmesin.” diye cevap verdi. Daha sonra “Ey Esma, bunu kızım Fatıma’ya söyleme, çünkü o daha yeni doğum yapmıştır (ve bu haberi duymaya hazırlıklı değildir.)” buyurdu.”

 

14- Hakim Nişaburî şöyle rivayet etmiştir:

 

“Ümm-ül Fazl Resulullah’ın (s.a.a) yanına gelerek “Ey Allah’ın Resulü, dün kötü bir rüya gördüm.” dedi. Peygamber ne gördüğünü sorunca, Ümm-ül Fazl “Çok kötü bir rüya gördüm. Sanki senin bedeninden bir parça kesilip benim eteğime bırakılıyordu.” diye anlattığında, Resulullah (s.a.a) “Çok iyi bir rüya görmüşsün.” dedi. “İnşaallah kızım Fatıma yakında bir erkek  çocuğu dünyaya getirecek ve o çocuk da senin eteğinde büyüyecek (sen onun dadısı olacaksın).”

 

Böyle de oldu. Hz. Fatıma, Hüseyin’i dünyaya getirdi ve onun dadılık iftiharını bana verdiler. Bir gün Hüseyin’i Resulullah’ın (s.a.a) yanına götürdüm ve onun kucağına verdim. Aniden Hz. Peygamber’in yüzünü diğer tarafa çevirerek ağladığını gördüm. “Ya Resulallah, annem-babam sana feda olsun; size ne oldu? (Niçin ağlıyorsunuz?)” diye sorduğumda şöyle buyurdu:

 

“Cebrâil şimdi yanıma gelerek, ümmetimin bu çocuğumu öldüreceğini bana haber verdi. Cebrâil’e “Bu çocuğumu mu (öldürecekler)?” diye sorduğumda, “Evet” dedi. Daha sonra Hüseyin’in katligâhından kan renginde  bir avuç toprak bana getirdi.”

 

15- Harezmî önceki hadisi naklettikten sonra, Ümm-ül Fazl’dan şöyle rivayet etmiştir:

 

“Ben Hüseyin’i (a.s) Resulullah’ın (s.a.a) nezdine götürdüğümde, onu benden alıp ağlamaya koyuldu ve bana onun ölümünü haber verdi.”

 

Ümm-ül Fazl devamında şunları ekledi: “Cebrâil bir grup melekle kanatları açık bir halde Resulullah’ın (s.a.a) yanına gelip, hepsi Hz. Hüseyin’in musibetine ağladılar. Cebrâil, Hz. Hüseyin’in şehit düşeceği yerin toprağından bir avuç getirmişti ki etrafa misk kokusu saçıyordu. Bu toprağı Peygamber’e verdiğinde, “Ey Allah’ın Habibi, bu oğlun Hüseyin’in üzerinde şehit düşeceği topraktandır. Allah’ın rahmetinden uzak düşen bir grup Kerbela denen yerde oğlunu şehid edeceklerdir.” dedi. Hz. Peygamber de “Ey benim dostum Cebrâil, benim ve kızım Fatıma’nın oğlunu katleden grup acaba kurtuluşa erer mi?” diye sordu. Cebrâil “Hayır, Allah onları (bu yaptıklarından sonra) birbirlerine düşürecek ve ömür boyu kalp ve dilleri arasında ayrılık ve nifak bırakacaktır.”  dedi.”

 

(Bilindiği kadarıyla bu, İslam tarihinde İmam Hüseyin için Resulullah’ın evinde düzenlenen ilk yas töreniydi. Dünya, o güne kadar daha yeni doğmuş bir çocuğa sevinç yerine üzüntü duyulmasına, göz aydınlığı yerine ölüm haberi verilmesine ve öleceği yerin toprağı hediye getirilip, ağlanılmasına şahit olmamıştı. Demek ki Hz. Hüseyin’in doğum günü, Allah indinde başka bir özellik taşıyordu. Allah, bu günü Resulullah’a (s.a.a) ve onun tertemiz Ehl-i Beyt’ine hüzünlü ve musibetli bir gün kılmıştır.)

 

16- Hafız Cemaluddin Zerendi, Hilâl ibn-i Hübab’dan şöyle rivayet ediyor:

 

“Cebrâil Hz. Peygamber’in yanında olduğu bir  sırada, Hasan ve Hüseyin Resulullah’ın yanına gelerek Hazretin mübarek sırtına çıkıp onunla oynamaya başladılar. Resul-i Ekrem (s.a.a), anneleri Fatıma’ya (a.s) “Niçin bunları bir şeyle meşgul etmiyorsun?” dediğinde, Hz. Fatıma onları aldı, ama çok geçmeden çocuklar annelerinden ayrılıp, Hz. Peygamber’in yanına gelerek onunla tekrar oynamaya başladılar.

 

Resulullah (s.a.a) onları kucağına aldı ve dizleri üzerine oturttu. Bu sırada Cebrâil arzetti: “Ey Allah’ın Resulü, yavrularınızı çok sevdiğinizi görüyorum.” Peygamber Cebrâil’e “Elbetteki çok severim, onlar yaşantımın iki güzel (fesleğen) gülleridir.” diye cevap verdi. Cebrâil Hüseyin’e işaret ederek şöyle dedi: “Bil ki ümmetin bu oğlunu öldürecektir.” Daha sonra kanatlarıyla uçarak elinde biraz toprakla geri döndü ve Resulullah’a “Yavrun bu toprağın üzerinde öldürülecektir.” dedi. Hz. Muhammed (s.a.a) toprağın adını sorduğunda Cebrâil adının “Kerbela” olduğunu söyledi.”

 

Hilâl devamında şunları söylüyor:

 

“Hz. Hüseyin (a.s), musibetlere uğrayacağı ve düşmanları tarafından etrafı sarılacağı yere vardığında, yanına yakın bölgede yaşayan birisini getirdiler. Hz. Hüseyin o şahıstan bulundukları yerin ismini sorduğunda, “Kerbela” cevabını aldı. Hz. Hüseyin (a.s) “Allah Resulü’nün buyruğu doğrudur. Burası hüzün ve bela yeridir.” diye buyurdu. Daha sonra ashabına hitap ederek şöyle buyurdu: “İnin artık, sefer  yükümüzü indireceğimiz ve kanlarımızın döküleceği yer burasıdır.”

 

17- İbn-i Sa’d, Ayşe’den şöyle rivayet etmiştir:

 

Resulullah’ın (s.a.a) uyuduğu bir sırada, Hüseyin içeriye girdi ve Resul-i Ekrem’e (s.a.a) doğru yürümek istedi. Ben onu Resulullah’tan (s.a.a) uzaklaştırıp, işimin başına döndüm. Hüseyin tekrar iki alem serverinin yanına yaklaşınca, Hz. Muhammed (s.a.a) ağlar bir şekilde uyandı. Ben “Niçin ağlıyorsunuz, bir şey mi oldu?” diye sorduğumda, “Cebrâil bana Hüseyin’in şehid düşeceği yerin toprağını gösterdi. Allah’ın gazabı onun kanını dökenlere çok şiddetlidir.” diye buyurdu.

 

Daha sonra Resulullah (s.a.a) elini açtığında (ince kum) toprağı gördüm. Resulullah (s.a.a) bana hitaben buyurdu ki: “Ey Ayşe, canım elinde olan Allah’a andolsun ki, bu olay beni çok üzüyor. Benden sonra Hüseyin’i ümmetimden kim öldürecek?”

 

18- Ebu Ümame şöyle rivayet ediyor:

 

Taberanî Ebu Ümame’den Hz. Resulullah’ın (s.a.a) kendi zevcelerine Hz. Hüseyin’i (a.s) ağlatmamaları hususunda tembihte bulunmuş olduğunu naklediyor. Ravi şöyle rivayet ediyor:

 

“Resulullah (s.a.a) Ümm-ü Seleme’nin evinde iken Cebrâil nazil oldu. Peygamber, Ümm-ü Seleme’ye hiç kimsenin içeriye girmemesini emretti. Bu sırada Hüseyin (a.s) geldi ve Resulullah’ı odada görünce içeri girmek istedi. Ümm-ü Seleme, Peygamber’in torununu kucağına alarak bir takım sözlerle meşgul edip içeri girmesine engel olmak istedi. Fakat Hüseyin’in şiddetli ağlamasıyla karşılaşınca, onu bıraktı ve Hüseyin Peygamber’in olduğu odaya girerek kucağına oturdu.

 

 

Cebrâil, Resul-i Ekrem’e (s.a.a) “Senin ümmetin bu çocuğunu öldürecektir” diye arzetti. Peygamber “Bana iman ettikleri halde mi onu öldürecekler?” diye sorduğunda, Cebrâil (a.s) “Evet, onu öldürecekler” dedi. Daha sonra bir avuç toprağı Resulullah’a (s.a.a) göstererek Hüseyin’in ölüm yerinden haber verdi. Hz. Peygamber Hüseyin’i bağrına basarak hüzünlü bir halde dışarıya çıktı.

 

Resulullah’ın bu halini gören ve çocuğu içeri bıraktığından dolayı kızgın olduğunu zanneden Ümm-ü Seleme “Ya Resulallah, senin yoluna feda olayım. Gerçi siz kimseyi içeriye almamamı söylemiştiniz, ama sizin bizden bu çocuğu ağlatmamamızı istediğinizden dolayı onu içeriye aldım.” dedi.

 

Hz. Peygamber (s.a.a) onun cevabını vermeden ashabının yanına giderek “Benim ümmetim bu çocuğumu (Hüseyin’i) öldürecektir.” diye buyurdu.

 

Ashabın içerisinde bulunan Ebu Bekir ve Ömer “Ya Resulallah, mü’min oldukları halde mi onu öldürecekler?” diye sorduklarında, Hz. Peygamber, Hüseyin’in şehid düşeceği toprağı onlara göstererek “Evet, bu toprak da onun üzerinde şehid düşeceği topraktır.” diye  buyurdu.”

 

19- Ayşe şöyle rivayet etmiştir:

 

“Resulullah’a vahyin geldiği bir sırada, Hüseyin ibn-i Ali içeri girdi ve sıçrayarak kendisini

 

Resulullah’ın omuzuna attı. Cebrâil “Ey Muhammed, bunu seviyor musun?” dedi. Resulullah (s.a.a) “Nasıl sevmem, o benim çocuğumdur” dediğinde, Cebrâil “Senden sonra ümmetin onu öldürecektir.” dedi. Sonra Cebrâil elini uzatarak beyaz bir toprak getirdi ve “Oğlun bu yerde şehid edilecektir. Bu yerin ismi ise Taff (Kerbela)’dır.” dedi.

 

Cebrâil gittikten sonra Resulullah, toprak elinde olduğu halde ağlıyordu. Sonra “Ey Ayşe, Cebrâil bana oğlum Hüseyin’in Taff denilen yerde şehid edileceğini bildirdi. Benden sonra ümmetim saptırılacaktır.” dedi.

 

Sonra ağlayarak ashabının yanına gitti. Onların arasında Ali, Ebu Bekir, Ömer, Hüzeyfe, Ammar ve Ebuzer de vardı. Onlar aceleyle Resulullah’ın yanına gelerek “Ya Resulallah, niçin ağlıyorsunuz?” dediler. Resulullah “Cebrâil bana oğlum Hüseyin’in benden sonra Taff denilen yerde şehid edileceğini haber verdi ve bu toprağı getirerek mezarının orada olacağını bildirdi.” dedi.”

Kerbela.net

-------------------------------------------------------

KAYNAKLAR:

1- Sünen-i Tirmizî, c.5, s.663

2- Zehair-ul Ukba, s.20, El Keşşaf Tefsiri, Şura suresi 23. ayetin tefsiri

3- Kenz-ül Ümmal, c.7, s.225, Dürr-ül Mensur, Kevser suresinin tefsiri

4- Hilyet-ül Evliya, c.1, s.84

5- Müstedrek-üs Sahihayn, c.4, s.464, Sünen-i İbn-i Mace, c.2, s.1366, Hadis,4082

6- Müstedrek-üs Sahihayn, c.3, s.177

7- Sünen-i Tirmizî, c.2, s.240 ve 307, Müstedrek-üs Sahihayn, c.3, s.166

8- Zehair-ul Ukba, s.143, Mecmau-z Zevaid, c.9, s.201, Yenabiu’l Mevedde, c.2, s.214

9- Müsned-i Ahmed ibn-i Hanbel, c.6, s.294, Savaik-ul Muhrika, s.192, En Nihayet-u ve’l Bidaye, c.8, s.217

10- Müstedrek-üs Sahihayn, c.3, s.178, Tehzib-ut Tehzib, c.2, s.353, Dürr-ül Mensur, c.5, s.492

11- Dürr-ül Mensur, c.5, s.492 ve c.7, s.413

12- Zehair-ul Ukba, s.151, Maktel-ül İmam-is Sibt-iş Şehid, c.2, s.169, Menakıb-i İbn-i Meğazilî Vasitî

13- Zehair-ul Ukba, s.119, Maktel-ul İmam-is Sibt-iş Şehid-i Harezmî, c.1, s.87-88

14- Müstedrek-us Sahihayn, c.3, s.176, Maktel-ul İmam-is Sibt-iş Şehid-i Harezmî, c.1, s.158

15- Maktel-ül İmam-is Sibt-iş Şehid, c.1, s. 158, Müstedrek-üs Sahihayn, c.3, s. 176,

16- Nezm-ud Dürer, s.215

17- Müsned-i Ahmed ibn-i Hanbel, c.6, s.294, Savaik-ul Muhrika, s.115, Hasais-ul Kubra, c.2, s.125, Mecmau-z Zevaid, c.9, s.187

18- Mecmau-z Zevaid, c.9, s.189

19- Mu’cem-ul Kebir-i Taberanî, Hz. İmam Hüseyin’in Hayatı Faslı, A’lam-un Nübüvve, s.83

 

  • Sayı(0) AvgRating
    0 0 0 0 0
    İmtiyazınız
    Ad:


    Soyad:


    Yorum:
          Yorum Listesi
Copyright © 2009 The AhlulBayt World Assembly . All right reserved